Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

29 Ekim 2014 Çarşamba

Soma dedikleri...


Baştan söyleyeyim, bu sizin duvarlarınızda paylaştığınız ve hayıflandığınız konularla ilgili bir yazı olmayacak. Evinden Tunalı’ya 300 metre yürümeye üşenen bir adamın kalkıp neden Soma’ya gittiği hakkında bir fikir yürütebilecek ve muhakeme yeteneği olan adamlar için yazıyorum. Ve hatta Soma’ya gidiş sebebim tam da bu bahsettiğim adamların dışında kalan çoğunluğa artık tahammül gösteremememdir; ölümle bulduğum özgürlüğü hayatla kaybetmiş olmak ve yeniden ölümde bulmaya gitmenin yolculuğudur bu... O yüzden evde yüksek sesle okumayınız!
1- ÇHD ‘nin içinde çok güvendiğim, yıllardır adamlığından şüphe duymadığım adamların duvarını takip ediyorum 3 gündür. İdeolojinin insandan sonra geldiğini unutmayan 3-5 adamın duvarını.. Sonra baktım ki zaten birebir olayın içindeler. Telefonlaştık. Bu arada sosyal paylaşım sitelerinde ve medyada ölüm üzerinden yaşamaya dair öyle çirkin bir yarış ve bilgi kirliliği var ki gerçekten mideme ağrılar girdi. Kaç insan öldü, kaçı sağ kurtarıldı, yardım çalışmaları ne durumda, insan gücüne ihtiyaç var mı, lojistik desteğe ihtiyaç var mı, madende kaç kişi var, kaç kişi yok soruları, insanların varoğluvarlıklarından sıyrılıp parmak kaldıramadı. Dedim, kalk git.
2- Orda bulunan arkadaşlardan sürekli olarak bilgi geliyor. Giderken biliyorum bir işe yaramayacağımı. Ölüm karşısında bir işe yaranılmaz. Taziyeye gittiğinde ya çay içen olursun ya çay dolduran. Önemli değil. Orda durman ve susman da bazen yeterlidir.
3- Sabaha karşı yola çıktık. 8 saatlik yol. Soma’ya girdiğinde bir felaketin üstüne çöreklenmesini bekliyorsun ama ortalık gayet sakin. 100 metrede bir polis, jandarma ve özel tim tarafından karşılanıyorsun. Özellikle otobüsler, gençlerin doluştuğu minibüsler muhakkak durduruluyor. Ana yollar anlam veremediğim bir biçimde kapatılıp bir arka yola aktarılıyor ve 200 metre sonra yine anayola çıkıyorsunuz. Bu arada muhalif iki medya kuruluşunun minibüslerinin geçişine izin verilmediğini görüyorum, kontroller yerliyerine oturuyor.
4- Soma’nın meydanında bir maden işçisi heykeli var. İnsanlar orda toplanmış gelene geçene bakıp pilav yiyorlar. Madeni soruyoruz bir benzinciye. Tarif ediyor. Eyvallah diyoruz. Arkadan bir ses: hop, hemşerim... Duruyoruz. Madene niye gidiyorsunuz? İçimden “pikniğe” demek geçiyor ama hava öyle ağır ki, veda etmek için diyorum. Çıkamazsınız, yasak diyor. Niye diyorum, “bugün girmenize izin vermezler, ben de polisim boşuna gitmeyin” diyor. İyi niyetli. Diyor ki, Cumalı köyünde iki aile var, onlara taziyeye gidebilirsiniz. Hani madem 8 saatlik yol geldiniz sizi eli boş göndermeyelim diyor. Madene küllü su basıldı mı diyorum. Evet diyor;İçerde yaklaşık 150-200 kişi var. Çıkarılmaları mümkün değil. Adresi alıyoruz. Köyü pas geçip Cenkeri’ne dalıyoruz. Madene çıkan yol kapatılmış. Birinci engeli dil dökerek aşıyoruz. Komutana ulaşıyoruz. Çok kibar. Ne için geldiniz sorusu bakii. Diyorum uzaktan bir selam çakıp çıkıcaz, veda edicez. Adam ağladı ağlayacak, - hanımefendi sağolun buralara kadar gelmişsiniz ama bugün emirler kesin, asla alamıyorum. Tam giderken de öğleden sonra bir uğrayın belki bir yol buluruz diye de çaktırmadan ekliyor. Sağa çekip bekliyoruz, naapalım diye. Arkamıza Aydın plakalı bir araç parkediyor. Soruyorum girebildiniz mi geri mi çevrildiniz. Aile, hep bir ağızdan cevap veriyor; bizi almıyorlar. Diyorum ki hadi yandaki köye gidelim, 2 kayıpları varmış. Biz gittik, köyde kimse yok diyorlar!! Kabristan’a doğru yola çıkıyoruz.
5- Mezarları görünce istemsizce bir ağlama krizi geliyor insana. Ayıpmış gibi saklamak ihtiyacı da duyuyorsunuz. Çünkü ortalık o kadar sessiz, o kadar sakin ki sanki dün defnedilmiş 60 insan ve sahiplerini bekleyen mezarların yerine daha çok Anadolu Medeniyetleri Müzesini ya da Çanakkale Şehitliğini geziyorsunuz. Alman, İtalyan basınları ısrarla röportaj alıyorlar. Yerli basından (!?) birileri şakır şakır fotoğraf çekiyor ancak yabancı basın dua edenlerin ya da yakınanların dibine fazlaca girdiklerinde bu basın mensupları (!?) tarafından kibarca uyarılıyorlar. Tek tek mezarları geziyorum. Daha çok boş mezarlar içimi dağlıyor. İnsan sormadan edemiyor; acaba burda yaşayanların eliyle açılmış mezarın sahibi bir yerlerde düne kadar nefes alıyor muydu, bir umut diyor muydu? Son mezarın başına oturdum. Yaklaşık 2 saat boyunca sadece insanları izledim.
6- Burası etik ve felsefeden hoşlanmayanların ilgisini çekecek bir bölüm olmayacak. Dileyenler pas geçebilir!!!!Ortada madenci yakınlarından neredeyse kimse yok. Daha çok ilçe sakinleri tanıdıkları için geliyor. Sade vatandaş gelip sessizce duasını okuyor, ağlıyor, fotoğraf çekiyor ve gidiyor. Kızılay mensupları(!?) ve bolca muhabir (!?) var. Polis ya da güvenlik görevlisi yok, enteresandır. Bu arada kabristanı bulmak için yol sorduğumuz her polis "abla ben buralı değilim, bilemiyorum" diyor. Hepsi son derece kibar ve iyi niyetli. Yollara bu profildeki polisler serpiştirilmiş. Ama içerde polis yok!! Bir kadın her mezarın başında dua okuyor, ağlar gibi yapıyor, bakıyor kameraların ilgisini çekmedi, bir sonraki mezarda aynı ritüeli tekrarlıyor. İlgimi çekti. Yaklaşık 4-5 mezarın başında kameralara açıklama verdi. En son 1995 doğumlu çocuğun mezarının başındayken yanaştım. Canım, kurban olduğum, anasının kuzusu faslını geçiyorum, konuşmasının içeriği yaklaşık olarak şöyleydi: Basın soruyor neyiniz oluyor? Oğlum sayılır oğlum. Biz madenci aileleri birbirimize çok düşkünüzdür. Benim oğlum olmasa bile oğlum gibi acı çekiyorum. Biz lokmamızı bölerek yaşarız. İçimiz yanıyor, ölüyoruz, bitiyoruz... Basın soruyor, eklemek istediğiniz bir şey var mı? Abla anında toparlanıyor: Sağolsun devletimiz bize sahip çıktı. Maden işçiliği de vatani görev askerlik gibidir. Şehit olma ihtimali her zaman vardır. Bu yüzden halkımızı sağduyuya davet ediyoruz biz madenci yakınları. Dualarını bizden esirgemesinler v.s v.s... Sonra diğer mezarın başında aynı şov devam ediyor. Ta ki başka birilerinin dikkatini çekene kadar. O sırada 60 yaşlarında bir beyefendinin sesi hafiften yükseldi ve tüm kameralar, fotoğrafçılar başına üşüştü. Onun konuşmasının içeriği de yaklaşık olarak şöyleydi:" İçimiz yanıyor. Nerde bu devlet. Bu devlet Başbakanın hizmetindedir. Adam hala 1800’lerden örnek veriyor. İstifa etsin bu adam. Halkımız Uğur Dündar gibi şerefli insanların yaptıkları açıklamalara kulak versin. Atatürk Türkiyesini bu adamlara yedirmeyeceğiz. Mustafa Kemal’in askerleri burda, Başbakanınız nerde, lütfen yayınlayın bunları." Araya biri giriverdi “gerçekleri söylemiyorsun kardeşim, siyaset yapma ölülerimiz üzerinden” dedi ve ortalık karışır gibi oldu, akabinde kendiliğinden dağıldı. Adamlar kendi aralarında konuşuyor ben de etrafında olanları izliyorum. Kızılay mensupları ve bir takım sivil insanlar kaş göz işaretleriyle bir şeyler yapıyorlar. Gruptan sessizce kopan bir adam telefonda “yok bir şey, gezicilerden, müdahale etmeye gerek yok” gibi bir konuşma, gruptan kopan başka biri ise tam arkamda “hayır sayın vekilim, hiçbir şeye ihtiyacımız yok şükür. Sadece içerde en az 300-400 kişi var. Bunun üstünü örtmeye çalışıyorlar. Bu konuda yardım istiyoruz” diyor. Özetle, kişisel kanaatim orda ziyaretçi başına bir sivil polis atamış devletimiz, sağolsun.
7- Sonuçta orası için özellikle dikkat çeken bir profilim ki, zaten herkes birbirini inceliyor. Elimde tesbih, ağzımda sigara orda öylece oturmuş ve etrafa bakıyorum. Kalktım cengaver abiyle ona karşı çıkan abinin yanına gittim. Yanlarında 3-5 kişi daha var. Sessiz sessiz tartışıyo görünüyorlar!
Afedersiniz dedim, içinizden bugün madene çıkan biri var mı? Hooop diye tüm grup bana döndü.Cengaver “yok hanımefendi olayı örtbas ediyorlar” diye üstüme atıldı, diğeri de kolumdan çekiştirerek madende ne işiniz var sorgulamasına başladı. İkisi aynı anda konuşuyor. Diğerleri lafa girecek gibi oluyor, geri çekiliyorlar. Cengaveri değil diğerini muhatap alıyorum: Sizce böyle bir günde madende ne işimiz olabilir. Gazeteci misiniz, partili misiniz diyor. Yok dümdüz vatandaşım, Ankara’dan geldim diyorum. Ta Ankara'dan buraya niye geldiğimi didikliyor hala. Kardeşim diyorum maden niye vatandaşa kapalı onu soruyorum bi şey tartışmak için çok ayıp ve uygunsuz bir yer burası diyorum. Cengaver atılıyor bravo, işte gerçek vatansever hödö hödö...Beyefendi siz de demagoji yapmayın diyorum. Maden içerdeki işçi sayısını gizlemek amacıyla mı küllü suyla dolduruldu yoksa yapacak bir şey yoktu ve yangını söndürmek için mi; sizin Başbakanınız da Atatürk Türkiyeniz de beni hiç ilgilendirmiyor diyorum. Böyle diyince diğeri yumuşuyor ve dökülüyor. Abla bak ben bu şirketin şoförüyüm. Bu şirket dünyadaki en iyi maden işletmerinden biridir. Şöyle on numara adamdır sahibi, her çalışanının ismini bilir. Böyle güvenlidir o maden, hödö hödö. Kardeşim diyorum sen Soma’lı mısın? Evet abla diyor. Yani o madende muhakkak tanıdıkların vardır. Olmaz mı abla diyor. Hah diyorum, senin tanıdıkların olmasına rağmen burda durmuş Başbakanın ve şirketin avukatlığını yapıyorsun. Diğeri zıplıyor, helal hanımefendi, memleketin sizin gibi...Bir dakika diyorum, sizin yaptığınız da en az bu arkadaşın yaptığı kadar ayıp ve çirkin. Bu memlekette hem sizden hem de bu arkadaştan yılmış insanlar yaşıyor biliyor musunuz diyorum. Ölümde bile çeneleri hiç kapanmayan yaşam kaynakları siyaset ve söylenmek olmuş, beyinleri yıkanmış insanlardan gına geldi bazılarımıza diyorum. Susuyorlar. O insanlardan biri de benim diyorum. Televizyonlar sizin gibi iki tarafın kavgasından başka hiçbir şey söylemediği için kalktım gözlerimle görmeye geldim diyorum. BAŞIMIZ SAĞOLSUN! Hadi iyi günler... Arkamdan şirketin şoförü (!?) sesleniyor, abla... Bekle hele...Eğiliyor kulağıma: Bugün madene ana girişten giremezsin. Arkada Sarıkaya yolundan ulaşabilirsin oraya. Madem geldin, orayı bir zorlayın... Sağol diyorum. Sen sağol diyor. (anlıyorum ki insanlığını hatırlamış) Ortalıkta yaşama dair o kadar pislik var ki, mezarları sessizce selamlayıp çıkıyorum.
8- Bu aralıkta yaşadığımız başka şeyler var. Konuyu dağıtmamak adına onlara girmiyorum. Gelen ziyaretçi profilinin çoğu üniversiteliler. Gruplar halinde gelmişler. Sokakta herkes birbirine şüpheyle bakarken ellerini kollarını sallayarak ortalıkta gezenler onlar. Bir yandan cep telefonlarını ellerinden düşürmüyorlar. Mezarlar başında profil foto çektiriyorlar sonra mezarın başına çöküp arapça kuran’ı kerim, fatiha okuyorlar. Mezarlara karanfil bırakıyorlar. Sevgililerine sarılıyorlar aynı zamanda. Madenin girişinde olağanüstü bir çayırlık var, beklerken farkettim; orda çayıra uzanmış flört eden bir çok genç sevgili gördüm. Belli ki arabasız, parasız sırt çantalarını alıp gelmişler. Ve muhtemel sokakta yatıyorlar. Ne başlarına gelecekle ilgili bir korkuları var, ne sivil polis tanıyorlar, ne rutin. Sadece madenciler için gelmişler. Ve biz ve bizim üzerimizdeki jenerasyon birbirimize şüphe içinde bakarken kendi jenerasyonlarımızın hayata verdiği zarar yetmezmiş gibi bu gençleri göz ucuyla kınıyoruz. Mezar başında fatiha okurken telefonuna gelen mesaja da gözattığı için... Ya da mezarbaşında profil foto çektirdiği için... Gördüğüm neydi biliyor musunuz; bu çocuklar aynı kedi, köpek gibiler. Onları kendi başarısız insanlığımız içine çekmeyi, ehlileştirmeyi becer edememişiz. Bu beni bazılarımızın aksine çok mutlu eden bir şey.
9- Maden yolu ziyaretçilere açılmıyor. İçeri girmiş olan iki arkadaşımdan edindiğim bilgilere göre içerde kurtarma ekipleri ve basın dışında kimse yok. Bir de biz orada beklerken 50 araçlık yanar döner bir konvoy geçti, işte o tür adamları alıyorlar içeri. Yani ben vatandaş olduğum için, vatandaş madenci olduğu için kavuşamıyoruz ve sayemizde varolan Vali, Başbakan, Bakan, hödö hödö olan ve aramıza girmiş- ne olduğunu unutmakla kalmayıp ne olduğumuzu da unutturan bir takım insanlara var izin. Ya da Balbay ve Uğur dündar’a...Evimden çıkmaya üşenen ben oraya kadar gidip madene çıkamadan döndüm, devletimiz sağolsun.
10- Madencilerin bir kısmı çok öfkeli. Bir kısmı ortada yok. Bir kısmı şirket aleyhinde konuşmamaya özen gösteriyor. Madenciler ve yakınları dahi kime güvenebilecekleri konusunda aşırı tedirginler. Çünkü iki gün sonra el ayak çekildiğinde çaresizliklerine kaldıkları yerden devam edeceklerini biliyorlar. Hatta oğlunun, kardeşinin, babasının cesedinin çıkarılamadığı madene iki gün sonra ekmek parası adına gireceklerinden eminler. Gelen yardımlara da, insanların taziyelerine de, sorulan sorulara da, devlete de, vatandaşa da itimat etmiyorlar. Düşündüm, ben de olsam öyle yapardım. Bu yüzden içeride kaç kişi olduğu ve o madende ne döndüğü ile ilgili rakamlar ve yorumlar yaklaşık olarak şöyle:
-İçerde en az 150-200 kişi var. Bunların bir kısmı sigortasız çalıştırılan kaçak işçi. Bunların arasından sağ kurtulanlar da oldu. Hemen susturuldular.
-İçerde 45-50 civarında işçi kaldı ve çıkarılması imkansız. Küllü su basıldı ve konu kapandı.
-İçerde 18-20 civarında işçi var. Şirketin hiç bir suçu yok. Bu ihmalden ziyade sıradan bir olay ve hükümetin aleyhine kullanılıyor.
-İçerde hala 400 e yakın işçi var. Ve mesele bunlardan bazılarının kaçak çalıştırılan Suriye’liler olduğu.
-İçerde toplamda 1000’e yakın işçi olduğu söyleniyor ama madenin içine o kadar işçi sığması olanaksız. Bunlar hep paralel...
-Yakın zamanda aynı maden için büyük bir riskin olduğu tespit edildiği halde hiç bir önlem alınmamış ve bu felaket yaşanmıştır. İnsanların eline 3 kuruş sıkıştırıp konuyu kapatma derdinde bir hükümet, hükümeti hırpalamak dışında hiç bir derdi olmayan bir muhalif kanat dışında madencilere yardım edebilecek bir oluşum, bir niyet, bir çaba yoktur.
- İçerde ulaşılamamış ceset yoktur. Tüm cesetler madenin içinde istiflenmiştir. Sedyeler dahi hazırdır. Sadece dışarı çıkarmakla ilgili sorun vardır. Bu iş bu sebeple gözlerden ırak geceyarısından sonra yapılacaktır.
11- Yukarda dile getirilenlerden biri doğru ise, diğerlerini dile getirenler yalan söylüyor demektir. Yaşadığımız ülkede para ve erk için insan hayatının hiçe sayıldığını anladığımızı sanıyordum. Dolayısı ile hala Hükümet’ten Başbakan’dan ve şirket sorumlularından madencilerin hayrına bir yorum yapmasını beklemek hayalperestliktir. Daha geçtiğimiz hafta Ali İsmail Korkmaz’ın duruşmasını izlemişken... Berkin Elvan unutuldu mu yoksa? Kendini ifadede sonsuz kere gayet açık bir tavırla tarzını, ideolojisini, inancını, yöntemlerini dile getirmiş bir hükümet için hala küfüretmek, komplo teorileri üretmek, benim freymim seninkini döver yarışına girmek dışında hiç bir işe yaramayan bir toplumuz biz farkında mısınız? Manipüle edilmiş olanlar sadece sizlerin deyimiyle hüloğgcular - cahil, fakir, fukara, ayak takımı- değil. Manipüle edilenler bizleriz de. Adrenalin bağımlısı, isterik, duyarsızlığından ve işevsizliğinden kendine sobelenen ve vicdanen kendini aklamanın yolunu çığırtkanlıkta bulmuş, üç tane ülkü, bir kaç kahramanın arasına sıkıştırılmış cinnet geçiren bir karşı taraf yarattılar bu adamlar farkında mısınız? Bir madencinin ölümü sıradandır ve üzücüdür. Bir madencinin ölümü eğer bir takım ihmaller yüzünden gerçekleşti ise bu olay sadece üzücü olmakla kalmaz, sıradışıdır ve bu işin sorumlusu bulunur, özür diler, tazminatını öder gerekirse hapse girer. Bir madencinin ihmal yüzünden ölümü yeterince üzücü iken, buna bir çare bulmak, hesabını sormak yerine bu durumdan hala para, çıkar, erk için nemalanıyor olunması sizleri hala neden şaşırtıyor ve davul çalmaya devam ediyorsunuz ki. İkiyüzlü ve korkak olduğumuzdan ve işimize gelmediğinden olabilir mi? Dışardan bakıldığında hergün Berkin Elvan ölümüne "aaa, cidden mi?" diyen insanlarsınız artık siz. Sadece birgün konunuz Berkin Elvan, bir gün Ali İsmail, bir gün Bülent Ersoy türban taktı, bir gün Başbakanın sesi kısıldı oluyor. Kapitalizmin kucağına oturtulmuş olan ve onun gerçek hizmetkarları gecekonduda oturan ve normal olarak bir ideolojiyi savunmak yerine aldığı yardımla çocuklarını doyurmaya bakan adam değildir. Bu adamı aşağılarken sırf Kızılay’a iki kez direnişe gittiği için vicdanını temizleyip hemen sonra alışveriş merkezlerinde gezen adamdır. Halk olarak nasıl bir güvensizliğin, nasıl bir çaresizliğin, nasıl bir öfkenin içine hapsedildiğimize inanamazsınız. Öyle hastalıklı bir toplum yarattılar ki, bir taraf zaten senelerce aşağılanmışlıklarının krallığını kurdu, üstelik karınları da doyuyor, onunla da kalmıyor kalkınıyorlar da. Masonlar bunu yapınca bir sakınca görülmüyor ama. Ya da modern tarikatçıların, sufilerin birbirlerini kollamaları da pek sakıncalı değil. Şu an devlet dairelerinde, kurumlarda işler, aynı biat kuralları ve ortak çıkar birliği üzerinde dönmüyor mu? Özel sektörde çalışan arkadaşlar iş yaptıkları sürece bu adamlara bir şey demiyorlar, ama öfkelerini sosyal paylaşım sitelerinde insanın sağlıklı bilgi almasını engelleyecek kadar dile getiriyorlar. Öyle insanlar olduk ki, öfke artıkça korku da artıyor. Gezi olaylarında herkes o kadar varoğlu vardı ki, ciddi bir bilgi alışverişi kurulamadı. Sivil polisin yönlendirmeleri paylaşıldı bizler tarafından. Çünkü onu yapmazsak boktan adamlarızdır. Kaç tane çocuk bizim gibi insanlar yüzünden polisin eline düştü. 20 dakika sonra bunlar sivil polis olabilirmiş duyurusunu yaparak insanlık görevimizi layıkıyle yerine getirdik ve kıçımızı devirip yattık. Biz artık birbirini seven, ortak refahtan ,doğrudan, iyilikten, ahlaktan sözedecek insanlar değiliz. Bizden öyle bir şey yarattılar ki, Uğur Dündar ve Halk TV ne derse o olmaya razıyız. Sanat kurumlarının tehdit altında olduğu bir zamanda dahi öyle iki taraf yaratıldı ki, doğru söylediğin bir şeyin altına sırf taraf olduğu için yorum düşmeyen, sırf taraf olduğu için yorum düşen insanlar var. Öyle hastalandık. Akepe’ye her oy veren için her Cehepe’li anarşist, Cehepe’ye oy veren her insan için Akepe’ye oy veren embesil ve satılmış... Fenerliler Geselileri adamlıkta döver. Yani aklı başında hangi insan böyle bir genellemenin altına imza atabilir. Hah, biz atıyoruz işte. Adamlar yine işlerini fevkalade yerine getirdiler. İçimize sanki öyle bir gücümüz varmış potansiyelini de enjekte ederek sıradanlığımıza bir andidepresan yazıverdiler. Beni seven vardır sevmeyen, ancak dışardan 3-4 gündür şu feysbukta yazılanlara bir göz atıyorum, durum gerçekten klinik. Herkes megaloman olmuş bu memlekette. Özellikle biz aydın geçinenler.. Megalomanı tarifini Vikipedi'den vermiş idim, çoğunluk yanlış biliyor, lütfen açın bakın. Aaa, aynı ben diyeceksiniz. Hayatınızın hiç bir anafikri, hiç bir prensibi yok. Bu sadece felsefede geçerliliği olan ve saygı gören bir şeydir. Arada diyorum ya, azcık az varolun, azcık az konuşun, gerçek bilgiye ulaşımı, gerçeğe dokunmayı engelliyorsunuz. Okumuş yazmış hülogğçu takımıyız biz. Onlar da bunun farkında ve insan hayatları üzerinde o yüzden bu kadar rahat at koşturuyorlar.
12- Soma’da dün gördüğüm devlet falan değil, mafya egemenliğidir. Herkes susturulmuş, özellikle dışardan getirilen ılımlı güvenlik güçleri sağa sola serpiştirilmiş, 40-50 bin tl’ye konuşmaları engellenmiş -model iki üç aile- sergiye açılmış. Öğretmenevinin kapatılmasına “yas nedeniyle kapalıyız” gibi bir akıldışı açıklama yapıştırılmış. Parayla tutulmuş sahte madenci yakınları, muhabir görüntülü, vatandaş görünümlü sivil polisler ilçeye doldurulmuş, sanki demokratik bir hukuk devleti orada imiş gibi ağır ve derin bir YAS’a plastik bir maske geçirilmiştir. Biz dövüne duralım olan olmuştur. Orada gerilimin yükseltileceği açıktır. Bugün yarın patlayacaktır. Suni ve tarafları belli olmayan bir iç savaştır yaşanılan. O yüzden aklıbaşında insanın nerde ne kadar varolacağı, varolamadığı noktada mücadele eden adama ayakbağı olmamayı öğrenmesi gereken bir zamandır içinde bulunduğumuz zaman. Faşizmin çıtası yavaş yavaş yükseltilmektedir. Bunu da en çok hiçbir işlevi olmayan ancak kendini kahraman zanneden korkaklar sağlamaktadır. Acının peşini bırakın. Hesabını sorun. Acıyı kendi evladınız, kardeşiniz, ananız, babanızı gömdüğünüzde zaten yaşayacaksınız ve bugüne kadar düşündüğünüzle hiç ilgisi olmayan bir şey olduğunu nasıl olsa anlayacaksınız. Türkiye çift taraflı geçmişte yaşanan senaryoya, sağ-sol ortamına çekilmektedir. Bu sefer ortada bir ideoloji de yoktur, para ve erk için karşılıklı ve gerçekte halkı hiç ilgilendirmeyen iki gücün savaşı vardır. Arada tarafsız, hakka hukuka inanan mücadeleci aklıbaşında bir azınlık vardır. Halk kullanılmaktadır. Bu durumlara ciddiyetle müdahale etmeyi düşünen, sorumluluk alan insanlara yük olmayınız. Ya da kararınızı verip elinizi taşın altına koyunuz. Orada sandığınızdan daha insanlık dışı işler olmaktadır!
Bir korku imparatorluğu ancak hayalet kahramanlığın tavan yaptığı yerde kurulur ve bu imparatorlukta daima gerçek kahramanlar asılır! Az dağalın!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder